“Bir çapkına yangınım…Her yanı bilsen ne hoş…
Neşesine baygınım… Sarhoşum Sarhoş…”
Moda’nın ara sokaklarındaki ikinci kattaki bir evin açık penceresinden süzülüyordu sokağa…Belliki taş plaktan çalınıyordu…Taş plaklar bir yana Kasetlerin bile tarihin tozlu sayfalarına ve Orhan Veli’nin şiirLerine gömüldüğü bir senede tam da Moda’dan geçerken duymak bu ezgileri; bir anda Kadıköy’ün dikenli bileklik takan bembeyaz tenli kızlarını,simsiyah giyinmiş kovboy çizmeli sürmeli erkeklerini gözümde, şemsiyeli yanakları al al olmuş lüle saçlı hanımefendilerle, kafasında fötr şapkası,takım elbisesi en az ayakkabıları kadar gıcır,dudağının üzerindeki bıyığı itina ile taranmış belliki minik bakır bir şişeden çıkarılan parfümle süslenmiş beyefendilere dönüştürdü…O an çok yanlış bir tarihte doğduğumu farkettim…Uzay gemileriyle seyahatlere çıkıp bekar gezegen turları yapıp her gezegende bir sevgili edinmek için çok erken,Bir çapkına vurulup,hurmayı dalından kopartmak,üzerinde eski istanbul resmi olan lokum kutusuyla istenmeye gelip miss kokan türk kahveleri yapmak içinse çok geç…Eskiye özlemin,yeniye özentinin tam ortasında doğmuş olmanın verdiği burukluk vardı içimde… Fes’in ve işlemeli tül mendillerin öğrencilerin yılsonu müsamerelerinde kostüm partisine dönüşmesinin,moda diye aynı papuçları giyinen bir eminönü vapuru dolusu insanın ortasında kalmak istemedim hiç bir zaman…64 model beyaz şöyle kırmızı da deri koltukları olan bir Chevrolet ile kaçmak isterdim ortasında kaldığım herşeyden…
Sokağın sonuna kadar yürüdüm kulağımda taş plağın sesi yankılana yankılana… yavaş ilerliyordum ki son dizelerinide dinleyebileyim şarkının…
“Gözümde bir ışık var…Peşimde bin aşık var…
Dudağımda mey mi var? Sarhoşum Sarhoş…”
Şarkılar da benim kadar karışıktı…Daha İki -üç saat önce bütün sokaklarda yankılanan sert gitar sesleri ve batı müziğini şimdi sabahın erken saatLerinde bir gramofonda çalan Sarhoşluğu bile tatlı melodiler kesmekteydi…Aradaki fark buydu belki… Akşama kadar uyuyan akşam ise şarkı söyleyemeyecek kadar sarhoş olan kimi zaman bangır bangır müziği duyduğunu zanneden ama duyduğu cızırtıdan başka hiçbirşey olmayan bir genç erkek, Sabah ezanıyla uyanıp,sardunyalarını sulayıp kedilerine ılıştırılmış süt veren ve gazetesini okumaya başlamadan önce bir iki plaklık arşivinden plak seçen bir anneanne… Ben Sarkı söyleyemeyecek kadar sarhoş olmak için çok erken, sarhoş olunca şarkı bestelemek içinde çok geç doğmuşum… Ne cızırtı seven erkek çocuğu ne sardunya koklayan anneanne… Ben olsam olsam Eskici olur muşum…
Orhan Veli’nin dediği gibi
“Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum”
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder